Neden Böyle Oluyor?

ثبت امتیاز
دکتر محمد عیسی نژاد

Dr. S. Mohammad Isanedjad

Mohammad Isanedjad

01 Şubat 1401

Asyalıların Basra Körfezi şeyhlerine yakınlığına ve İran karşıtı pozisyonların benimsenmesine bir bakış.

İran kamuoyu, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Suudi Arabistan’daki açıklamalarının şokunu tam olarak atlatamamışken, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Seok-yol’un Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki açıklamaları ikinci bir şoka neden oldu.

 Güney Kore Devlet Başkanı, geçtiğimiz günlerde Abu Dabi’ye yaptığı bir gezide ve BAE’de konuşlanmış 150 Güney Koreli askerle yaptığı görüşmede, diplomatik uygulama dışındaki açıklamalarda İran’ın BAE’nin düşmanı olduğunu iddia etti. Bu görüşmede “Yol” şöyle dedi: BAE’nin düşmanı ve ona karşı en büyük tehdit olan ülke İran, bizim düşmanımız da Kuzey Kore, sonuç olarak BAE’ye çok benzer bir durumumuz var.

‘‘BAE bizim kardeş ülkemizdir, BAE isminde yabancı bir ülke yoktur. Bu sizin ülkenizdir. Kardeşimizin ülkesinin güvenliği bizim güvenliğimizdir. 

BAE’nin düşmanı en tehlikeli ülke yani İrandır ve bizim düşmanımız ise Kuzey Kore… BAE ile benzer bir durumdayız’’ diye konuşma yapan Güney Kore Devlet Başkanı’nın sözlerinin bu kısmına dikkat edecek olursak Kore dizilerinin sık sık yayınlanması sayesinde Kore’nin efsanevi hükümdarlarının ruhuna aşina olan İranlı beyinlerin bile biraz şaşırdığını görebiliriz. Ancak bu reddedilme pozisyonlarının nedeni nasıl bulunur? Belki de ilk başta Çin ve Güney Kore’yi aynı çerçevede düşünmek daha doğru olur.

Çin ve Kore’nin bu iki güney komşusu eylemini daha geniş ölçekte ve Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının yol açtığı gelişmelerin aynasında görürsek, Moskova için sonuçsuz kalan bu savaşın bizim için pek çok istenmeyen sonucu olduğunu anlarız. Belki de en önemlisi enerji konusuna özel önem verilmesidir.

 Rusya’nın enerji silahını etkisiz hale getirip zor geçen kışı atlatarak temiz ve yenilenebilir enerji alanındaki yatırım sürecini hızlandırmayı başaran ABD ve Avrupa, böyle bir durumda Orta Doğu’ya ve gelişmelerini sürdürmek ve Arap yatırımcıları cezbetmek için Basra Körfezi’nin enerjisine büyük susamış olan ve elbette güney Basra Körfezi’ne silah ihracatını genişletmekle ilgilenen Doğu ülkelerine bakışlarını da değiştirdi. 

Öte yandan, Siyonist rejimin ABD’nin Ortadoğu’dan çekilmesinin yarattığı boşluğu doldurmadaki yetersizliğini anlayan bu bölgenin varlıklı ve hesapçı şeyhleri, daha bağımsız bir rol oynamaya başlamış ve dünya sistemindeki daha çeşitli kartlarla, Çin ve Güney Kore gibi farklı ülkeleri kullanarak güvenliklerini artırıyorlar.

 Pekin ile Riyad arasındaki ve daha küçük bir benzetmede Seul ile Abu Dabi arasındaki işbirliği ve askeri ve ekonomik ilişkiler deneyimi, ilk spekülasyonlardan daha başarılı oldu. Basra Körfezi’ndeki Araplar için F-35 savaş uçağı satın alma olasılığının reddedilmesi ve Türkiye’nin yerli ve beşinci nesil savaş uçağı üretim sürecinin hızla ilerlemesine yanı sıra İran’ı 4+ nesil Rus Sukhoi-35 savaş uçaklarından oluşan bir filo ile donatılmasının ciddileşmesi ve tabi Siyonist rejim tarafından yapılan yüksek hacimli silah alımları ve üretimi (iyileştirilmiş nesil F-15 savaş uçakları dahil), Güney Kore, yerli 4+ nesil avcı uçağının (KF-21) satışına ilişkin sözleşme ile Barake nükleer santralini inşa etmenin karlı deneyimini tekrar etmektedir.

 Barake nükleer santralinin yapım ve bakım sözleşmesinin 20+30 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu nedenle Güney Kore’nin kısa tarihinin en büyük ticari sözleşmesi olarak kabul ediliyor ve Seul muhtemelen önceki ortağıyla bu rekoru yeniden kırmayı planlıyor. Şunu da unutmamak gerekir ki, iki hükümetimizin geri alma sürecine girdiği Güney Kore’de bloke edilen İran para birimlerinin miktarı, Barake santrali sözleşmesi miktarının yaklaşık beşte biri kadardır.

KF-21 projesine daha yakından bakacak olursak, Güney Kore’nin üretim sürecinde önemli bir ortağının Endonezya olduğunu görüyoruz. Cakarta’da AF-X olarak bilinen bu proje, Endonezya’nın F-33 isimli özel savaş uçaklarının üretimine temel oluşturacak. Ancak Güney Kore hükümetinin diğer büyük projelerinde olduğu gibi, bu dava da İsveçli Saab şirketi için bir takım casusluk sorunları, uluslararası ortakların işbirliği yapmaması, yabancı yatırımcıların geri çekilmesi ve orijinal plandan gecikmeler ve sapmalar ile ilgili olmuştur.

 Buna göre Güney Kore hükümeti, KF-21’in Japon örneği Mitsubishi F-2’nin kaderini yaşamamasını, operasyonel ve ticari alanlarda başarılı bir proje olmasını istiyorsa, nakiti olan ve hevesli bir kurtarıcı aramalıdır ve Emirates’ten daha iyi bir seçenek gözükmemektedir. Buna göre Abu Dabi, geçen yüzyılın ikinci yarısında İran Şahı’nın Grumman şirketinin F-14 Tomcat projesinde oynadığı rolün aynısını KF-21 projesinde oynuyor. 

Sermayeye ihtiyacı olan teknolojik parti ile teknolojik silahlara ihtiyacı olan kapitalist parti için her iki taraında kazancı üzerine kurulmuş bir anlaşmadır. Artık KF-21 ile F-14 arasında bir karşılaştırma yaptığımıza göre, Tomcat’lerin daha büyük, kendi kendine yeten ve askeri açıdan daha güçlü bir komşu olan uçsuz bucaksız kuzey komşusunun çevik Rus kuşlarına karşı koymak için satın alındığını da unutmamalıyız.

Bahsedilen hususlar ve Tahran’ın Pyongyang ile ilişkileri ne olursa olsun, 1962’de İran ile Güney Kore arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana her iki ülke de birçok değişikliğe uğradı. Şimdi sadece her iki ülkenin başkentlerinde Tahran ve Seul isimli sokaklar var ama ilişkiler eskisi kadar sıcak değil.

 Yaptırımlar nedeniyle İran artık enerji sektöründe bir ortak ve Seul’ün ekonomik arterlerinin tedarikçisi değil. Kore sanayi ürünleri artık İran pazarında popüler değil. Bu nedenle, Suudi Arabistan Çin için ne ise, Birleşik Arap Emirlikleri’nin de Güney Kore için o olduğunu görmek garip değil. 

Güney Kore cumhurbaşkanının ulusal güvenlik işlerinden sorumlu danışmanı “Kim Song Han”, daha önce Abu Dabi’ye yaptığı ziyaretle ilgili açıklamalarda bulunmuştu ve şöyle demişti: Yoon Suk-yul’un bu yılki yurt dışı gezisinin ilk durağı olarak BAE’nin seçilmesi, ekonomik ilişkilerin yeniden kurulması ve Güney Kore ihracatının genişletilmesi ile ilgili diplomatik çabalara yönelik güçlü niyetini gösteriyor. Yoon Suk Yul’un Abu Dabi’ye yaptığı son gezide, kendisine politikacılar ve diplomatlardan, ekonomi yöneticilerinden ve özel sektörden oluşan üst düzey bir heyet eşlik etti. Daha doğrusu Ekonomi, Bilim ve Teknoloji, Haberleşme, Dışişleri, Sanayi ve Ticaret ve Enerji, Altyapı, Çevre, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler Bakanları, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve bir dizi büyük Koreli şirketin başkanları eşlik etmişti.

Sonuç olarak, Arapların bu dönüşünün sadece Washington’u kızdırmamakla kalmayıp, Beyaz Saray’ın da tatmin olmasına zemin hazırlayacağını vurgulamalıyız. Çünkü bu, Tahran’ın doğusuna bakışına meydan okumanın ve Amerika’nın Pasifik bölgesine odaklanıp Ortadoğu’dan uzaklaşmasının maliyetini düşürmenin temeli olarak görülüyor. 

Her halükarda İran edebiyatından ve değerli bir muhakemeden yoksun düşünen dimağlara, İspanyol futbolcu Gerard Pique gibi eski dost ülkelerimizin Rolex ve Casio arasında doğru seçim yapma kabiliyetinin olmadığını düşünmesine izin vermemeliyiz. Ülkelerin ulusal çıkarlarını güvence altına alma çabalarına saygı duymalı ve uluslararası sistemdeki etik eksikliğine inanmalı ve en önemlisi ulusal çıkarlarımıza ve asgari ortak nokta ve hedeflerle ikili veya çok taraflı etkileşim olasılığına odaklanmalıyız.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.